<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Yeni Ulus</title>
        <link>https://www.yeniulus.com.tr/</link>
        <description>Haberler, Haber, Online Gazete En Son Haber, Son Dakika Türkiye Dünya Haberleri İstanbul ve Ankara Haberleri, En Güncel Spor, Siyaset, Magazin, Ekonomi,</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>TÜRK MİTOLIJİSİ</title>
                <category>Gülseren DELİBAŞ</category>
                <link>https://www.yeniulus.com.tr/makale/turk-mitolijisi-9</link>
                <author>gulserendelibas@gmail.com (Gülseren DELİBAŞ)</author>
                <guid>https://www.yeniulus.com.tr/makale/turk-mitolijisi-9</guid>
                <description><![CDATA[TÜRK MİTOLIJİSİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://TÜRK MİTOLOJİSİ  Mitolojinin sözlük anlamı; bir millete veya gruba ait toplanmış söylencelerin tümüne verilen isim veya bunların araştırılmasına dayanan bilimdir.  Türk mitolojisi tarihi ise Türk halklarının inanmış oldukları mitolojik bütüne verilen addır. Tarihimize göz gezdirdiğimizde mitolojimiz çok zengin olmasına karşın üzerinde araştırma ve çalışma yapılmadığı için bir Yunan ve Mısır mitolojilerinin yanında sönük kalmıştır.  Dünya üzerindeki tüm mitolojilerin kaynağı bilindiği gibi destanlardır. Türk Mitolojisi de kaynağını diğer mitoslarda olduğu gibi destanlardan almaktadır. Türk Destanlarından YARATILIŞ, ERGENEKON, OĞUZ, MANAS, ALP ER TUNGA ve diğerleri incelendiğinde bu zenginlik ortaya çıkacaktır.  Türk destanlarının içeriğindeki kişilerin tarihteki gerçek insanlarla özdeşleştirilmesi Türk destanlarının Mitos olmadığı yönünde genel bir yanılgı vardır. Türk mitolojisi, dünya üzerinde çok bilinen Yunan mitolojisi gibi tek bir mitos etrafında gelişmemiş farklı efsanelerden oluşmaktadır. Ama kökeninde hepsi benzer efsanelerdir. Altay Yaratılış Efsanesi bunlardan biridir. Başlangıçta bir hiçlik var. Ne dünya ne deniz ne ağaçlar… Hiçlikten ibaret bir hiç. Bu efsaneye göre tüm evrenin yaratılışında yalnızca iki varlık vardır. Bunlar tanrı ÜLGEN ile ERLİK’tir. Destanda, “Henüz daha evren bir hiç iken iyiliğin sembolü tanrı Ülgen ile  kötülüğün sembolü olan Erlik uçuşup duruyorlardı,” şeklinde belirtilmiştir. Yine farklı bir anlatışa göre bir iyilik tanrısı olan Ülgen; ay, güneş ve yıldızlardan yukarıda göğün on altıncı katında yaşamaktadır. Altın kaplı sarayı ve altın tahtı olan Ülgen çoğunlukla insan şeklinde betimlenmiştir. Ülgenin birçok sıfatı vardır. Parlak hakan, gürültücü, yakıcı ve şimşekçi gibi ifadelerle anlatılmıştır. Yunan mitolojisinde Zeus’u çağrıştırmaktadır. Tanrı Ülgen, insan ve dünyanın yaratılışında baş rolü oynamaktadır. Göğü, güneşi ve ayı o yaratmıştır. Atmosfer olaylarını düzenleyerek yıldızları idare etmektedir. Ülgen’in dokuz kızı ve yedi oğlu vardır.  Ülgen ile ilgili aynı efsanenin farklı bir anlatışına göre, evrenin var oluşundan önce Ülgen ile birlikte olan Erlik, bazılarında ise Ülgen tarafından yaratılmıştır. Fakat Türk mitolojisi içindeki destanların hepsinde Erlik şeytanın kendisidir. Bazen cehennemde bazense göğün beşinci ya da dokuzuncu katında oturmaktadır. Erlik’in dokuz kızı ve dokuz oğlu vardır. Türkler’ in İslamiyet’ i kabulünden sonra Erlik daha çok Şeytan, Cin gibi varlıklarla birleştirilmiştir. Daha yaygın bir inanç ise bir yaratıcının olduğudur. Baş tanrı ya da Gök tanrı denen bu kişi Kayra Han’dır. Ve Ülgen’in babasıdır. Mitolojilerde kesin bilgiler yoktur. Hikayeler yörelere ve ağızlara göre oldukça sık değişmektedir. Tengricilik ya da Gök Tanrı inancı, Türk ve Moğol halklarında, günümüzdeki inanç sistemlerine katılmadan önceki yaygın inancıdır. Tengri, bugünkü Türkçedeki Tanrı kelimesinin eski söyleniş şeklidir.   Genel olarak bilinen Türk mitolojisi kutsal ruhlar, Tanrı ve Tanrıçalar; Göktürk efsaneleri, Yakut Türkleri efsaneleri. Altay Yaratılış Efsaneleri ve Yenisey Yazıtlarının farklı anlatılarından türemiştir. Diğer Tanrı ve tanrıçalardan da biraz söz edelim. Bunlardan UMAY kadınların tanrıçasıdır. Yaşam ağacının sahibi olarak bilinir. Yeryüzüne bereket saçmaktadır. Gümüş onun rengidir. Bu rengi saçlarından alır. Tüm canlıların yavrularını ve doğayı koruyan bir tanrıdır. Bazı kaynaklarda Umay Ana ya da Doğa Ana olarak da geçmektedir. En büyük görevlerinden biri yeni doğum yapmışları ve yeni doğmuşları kötü ruhlardan korumaktır. Bunu da her zaman yanında taşıdığı ok ve yayla sağlamaktadır. Çocuğu olmayanların da kendisine kurban adadıkları bilinmektedir.  KAYRA HAN ise baş tanrı, yaratıcıdır. Tüm tanrıları onun yarattığına inanılır. Bazı kaynaklarda Gök tanrı olarak geçer. Yaşlı ve bilgedir. Evrenin işleyişini tayin eder. Diğer tanrılar incelenen kaynaklara göre Ülgen’in ile Erlik’ kızları ve oğullarıdır. Türk Mitolojisi unsurları, diğer mitolojilerdeki mitoslar gibi kesin ve düzenli değildir. Bu nedenle dağınık ve Şamanist unsurlardan oluştuğu için üzerinde çalışma yapılmalı. Burada üniversitelere büyük sorumluluk düşmektedir.">TÜRK MİTOLOJİSİ </a></p>

<p>Mitolojinin sözlük anlamı; bir millete veya gruba ait toplanmış söylencelerin tümüne verilen isim veya bunların araştırılmasına dayanan bilimdir. Türk mitolojisi tarihi ise Türk halklarının inanmış oldukları mitolojik bütüne verilen addır. Tarihimize göz gezdirdiğimizde mitolojimiz çok zengin olmasına karşın üzerinde araştırma ve çalışma yapılmadığı için bir Yunan ve Mısır mitolojilerinin yanında sönük kalmıştır. Dünya üzerindeki tüm mitolojilerin kaynağı bilindiği gibi destanlardır. Türk Mitolojisi de kaynağını diğer mitoslarda olduğu gibi destanlardan almaktadır. Türk Destanlarından YARATILIŞ, ERGENEKON, OĞUZ, MANAS, ALP ER TUNGA ve diğerleri incelendiğinde bu zenginlik ortaya çıkacaktır. Türk destanlarının içeriğindeki kişilerin tarihteki gerçek insanlarla özdeşleştirilmesi Türk destanlarının Mitos olmadığı yönünde genel bir yanılgı vardır. Türk mitolojisi, dünya üzerinde çok bilinen Yunan mitolojisi gibi tek bir mitos etrafında gelişmemiş farklı efsanelerden oluşmaktadır. Ama kökeninde hepsi benzer efsanelerdir. Altay Yaratılış Efsanesi bunlardan biridir. Başlangıçta bir hiçlik var. Ne dünya ne deniz ne ağaçlar… Hiçlikten ibaret bir hiç. Bu efsaneye göre tüm evrenin yaratılışında yalnızca iki varlık vardır. Bunlar tanrı ÜLGEN ile ERLİK’tir. Destanda, “Henüz daha evren bir hiç iken iyiliğin sembolü tanrı Ülgen ile kötülüğün sembolü olan Erlik uçuşup duruyorlardı,” şeklinde belirtilmiştir. Yine farklı bir anlatışa göre bir iyilik tanrısı olan Ülgen; ay, güneş ve yıldızlardan yukarıda göğün on altıncı katında yaşamaktadır. Altın kaplı sarayı ve altın tahtı olan Ülgen çoğunlukla insan şeklinde betimlenmiştir. Ülgenin birçok sıfatı vardır. Parlak hakan, gürültücü, yakıcı ve şimşekçi gibi ifadelerle anlatılmıştır. Yunan mitolojisinde Zeus’u çağrıştırmaktadır. Tanrı Ülgen, insan ve dünyanın yaratılışında baş rolü oynamaktadır. Göğü, güneşi ve ayı o yaratmıştır. Atmosfer olaylarını düzenleyerek yıldızları idare etmektedir. Ülgen’in dokuz kızı ve yedi oğlu vardır. Ülgen ile ilgili aynı efsanenin farklı bir anlatışına göre, evrenin var oluşundan önce Ülgen ile birlikte olan Erlik, bazılarında ise Ülgen tarafından yaratılmıştır. Fakat Türk mitolojisi içindeki destanların hepsinde Erlik şeytanın kendisidir. Bazen cehennemde bazense göğün beşinci ya da dokuzuncu katında oturmaktadır. Erlik’in dokuz kızı ve dokuz oğlu vardır. Türkler’ in İslamiyet’ i kabulünden sonra Erlik daha çok Şeytan, Cin gibi varlıklarla birleştirilmiştir. Daha yaygın bir inanç ise bir yaratıcının olduğudur. Baş tanrı ya da Gök tanrı denen bu kişi Kayra Han’dır. Ve Ülgen’in babasıdır. Mitolojilerde kesin bilgiler yoktur. Hikayeler yörelere ve ağızlara göre oldukça sık değişmektedir. Tengricilik ya da Gök Tanrı inancı, Türk ve Moğol halklarında, günümüzdeki inanç sistemlerine katılmadan önceki yaygın inancıdır. Tengri, bugünkü Türkçedeki Tanrı kelimesinin eski söyleniş şeklidir. Genel olarak bilinen Türk mitolojisi kutsal ruhlar, Tanrı ve Tanrıçalar; Göktürk efsaneleri, Yakut Türkleri efsaneleri. Altay Yaratılış Efsaneleri ve Yenisey Yazıtlarının farklı anlatılarından türemiştir. Diğer Tanrı ve tanrıçalardan da biraz söz edelim. Bunlardan UMAY kadınların tanrıçasıdır. Yaşam ağacının sahibi olarak bilinir. Yeryüzüne bereket saçmaktadır. Gümüş onun rengidir. Bu rengi saçlarından alır. Tüm canlıların yavrularını ve doğayı koruyan bir tanrıdır. Bazı kaynaklarda Umay Ana ya da Doğa Ana olarak da geçmektedir. En büyük görevlerinden biri yeni doğum yapmışları ve yeni doğmuşları kötü ruhlardan korumaktır. Bunu da her zaman yanında taşıdığı ok ve yayla sağlamaktadır. Çocuğu olmayanların da kendisine kurban adadıkları bilinmektedir. KAYRA HAN ise baş tanrı, yaratıcıdır. Tüm tanrıları onun yarattığına inanılır. Bazı kaynaklarda Gök tanrı olarak geçer. Yaşlı ve bilgedir. Evrenin işleyişini tayin eder. Diğer tanrılar incelenen kaynaklara göre Ülgen’in ile Erlik’ kızları ve oğullarıdır. Türk Mitolojisi unsurları, diğer mitolojilerdeki mitoslar gibi kesin ve düzenli değildir. Bu nedenle dağınık ve Şamanist unsurlardan oluştuğu için üzerinde çalışma yapılmalı. Burada üniversitelere büyük sorumluluk düşmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 Sep 2022 00:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniulus.com.tr/images/kullanicilar/2022/03/gulseren-delibas-1647444166.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAŞAM BİR OYUN MU?</title>
                <category>Gülseren DELİBAŞ</category>
                <link>https://www.yeniulus.com.tr/makale/yasam-bir-oyun-mu-8</link>
                <author>gulserendelibas@gmail.com (Gülseren DELİBAŞ)</author>
                <guid>https://www.yeniulus.com.tr/makale/yasam-bir-oyun-mu-8</guid>
                <description><![CDATA[YAŞAM BİR OYUN MU?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Düşüncelere daldım yine. Zaten düşünmediğim bir an mı var? Boşanalı bir yıl oldu. Hâlâ inanamıyorum olanlara. Gerçi o mutlu evliliğin bu şekilde bittiğine ne çevremdeki arkadaşlarım ne de akrabalarım inanıyorlar.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Aslında tüm olumsuzluklar eşimle birlikte emekli olduktan sonra başladı. Oysa yeni evlendiğimizde kurduğumuz en büyük hayal emekliliğin ardından havası temiz, yeşillikler içinde bir köyde yaşamaktı. &nbsp;E…e hayalimiz gerçekleşti. Peki o güne kadar herkesin imrendiği aile yaşantımıza ne oldu? Yirmi beş yıllık bu mutluluğun sırrını soranlar az değildi. Çocuklarımız bile defalarca <em>Umarım biz de evlendiğimizde sizler gibi mutlu oluruz, </em>demişlerdi.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Okuldan çıkar çıkmaz eve döner, çocuklarım eve gelmeden yemek ve ev işlerini hallederdim. Babaları ise işten eve koşa koşa gelir, çarşı ve pazar işlerini de hep o yapardı. Akşamları çocuklarla ilgilenmenin dışında gazete, kitap ve dergi okurduk. Hafta sonu ise ya misafir kabul eder ya da ailecek arkadaşlarımıza ve dostlarımıza giderdik. Yaz tatillerini ise yaşadığımız yere yakın bir tatil beldesinde geçirirdik. Mutlu bir yaşantımız vardı.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Nazara inanır mısınız? Ben inanıyorum. Tanık olduğum çok olay var. Rahmetli annemin söylediği şu sözü hiç unutmadım: <em>Mezarların yarısı nazardan. </em>Çok kişiden de duymuşumdur. Belki biz de nazara gelmişizdir…</span></p>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Boşanma sürecinin ardından büyük oğlum yedek subay olarak askere alındı. Küçük oğlumun da üniversite öğrenimine başlamasıyla büyük bir boşluğa düştüm. Yapayalnız kalmıştım. İyi ki birkaç okulda ücretli Türkçe ve İngilizce derslerine giriyordum. Öğrencilerimle buluşmasaydım ne yapardım, onu da hiç bilmiyorum!</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Her zaman olduğu gibi o gün de sabah ezanıyla kalkmış, işe gitmeden bahçeye inmiştim. Dışarıdan şöyle bir evime baktım. İçim ürperdi birden. Ev yoldan oldukça uzaktı. En yakın komşum ile aramızda yaklaşık beş yüz metre vardı. Evin sokağa uzak olması nedeniyle geç vakitlerde bir yerden dönüyorsam adımlarımı korka korka atıyordum. Sokak kedilerinden birinin adını Pamuk koymuştum. Yalnızlığımı sezmiş olacak ki geç vakitlerde köy minibüsünden indiğimde sokağın başında beni bekler buluyordum. O önde ben dua ederek arkada ilerliyorduk. Arada arkasını dönerek araba farı gibi yeşil gözleriyle içimi rahatlatıyordu. Eve varır varmaz önce Pamuk’u doyuruyordum. Evim sokağa oldukça uzaktı ve arkası ormandı. Bahçemde aydınlatma yoktu. Bu 450 metrekarelik evde yapayalnızdım. Yeni ektirdiğim meyve fidelerini sulamaya başladım. İçim daralıyordu. Bu kadar büyük ev yapmaya ne gerek vardı? Evin planının çizim aşamasında ona tek katlı olmasını istediğimi defalarca söylemiştim! O ise: Biz<em> büyük bir aile olacağız. Oğullarım, gelinlerim ve torunlarımla birlikte yaşamak istiyorum,</em> deyip dediğini yapmıştı. Birkaç kez:<em> O eskilerde kaldı. Şimdiki gençler yalnız yaşamak istiyorlar,</em> demiştim ama duyumsamazlıktan gelmişti. &nbsp;Telefonumun alarmı çalınca suyu kapatıp hortumu yere bıraktım. Zaman ne çabuk geçmiş, okula gitme vaktim yaklaşmıştı. Yorucu bir gün beni bekliyordu. Bugün sekiz saat dersim var, hemen kuvvetli bir kahvaltı yapıp evden çıkmalıyım, diyerek verandadan içeri girdim.</span></p>

<p style="text-align:justify">***</p>
</div>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Günler haftaları, haftalar ayları kovalarken zaman akıp gidiyordu. Büyük oğlum askerliğini bitirmiş ve evlenmişti. İstanbul’da yaşıyordu. Küçük oğlum da Eskişehir’de üniversite üçüncü sınıfa geçmişti. Okul bitince de İstanbul’da çalışmayı düşünüyordu.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Ataması yapılmayan öğretmenlere destek vermek amacıyla birçok öğretmen gibi ben de ücretli girdiğim dersleri ve kursları bıraktım. Birkaç dernekte gönüllü çalışmaya başladım. Derneklerin yönetim kurullarında görev alıp projeler hazırladım. Bu koşuşturmalar bana yalnızlığımı unutturuyordu unutturmasına da eve geldiğimde yine kendimle baş başaydım.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Hafta sonuydu. Büyük oğlum ve gelinim gelir diye umut ediyordum. Biraz etrafı toparladım. Artık eskisi kadar kullanılmayan salona girip eşyalarla göz göze geldim. Bir an hüzün sağanağına yakalandım. Eşyalar da beni görünce mahzunlaşmıştı sanki. Şu kocaman evde tek başına yaşamak nasıl bir duygu bilir misiniz siz? Nerden bileceksiniz, hiç yalnız kalmadınız ki! Düşüncelerimi sesli dile getirince irkildim. Zihnim allak bullaktı. Tüm bu eşyaları atabilsem keşke! Of!</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Zil çalınca heyecanla kapıya koştum. Gelen en yakın komşum Gönül’dü.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">“Hoş geldin canım, buyur!”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">“Seni balkonda görünce bir soluk gideyim dedim.”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">“Çok iyi ettin canım. Tam da kendime kahve yapacaktım. Birlikte içeriz. Balkona geçelim mi?”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">“Sapanca Gölü’ne karşı seninle kahve içmenin tadı bir başka oluyor.”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">“Gönülcüğüm, İzmit’in havası ile burayı karşılaştırıyorum da ne kadar şanslıyız değil mi?”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">“Tabii. Şehir gürültüsünden uzakta ve yeşille iç içe.”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">“Sen manzaranın keyfini çıkar, ben hemen geliyorum.”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Sevinçle mutfağa geçtim. Komşum tam zamanında gelmişti. Gerçekten de iki laf etmeye ihtiyacım vardı. Kahveleri hazırlayıp neşeyle balkona çıktım.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">“Buyur canım. Afiyet olsun.”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">“Ellerine sağlık arkadaşım. Sana bayılıyorum biliyor musun? İstediğin yere istediğin zaman giden özgür bir kadınsın. Senin yerinde olmayı çok isterdim.”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">“Özgür olmanın da getirdiği zorluklar ve sorumluluklar var Gönül. Hele de adın dul konulunca.”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">“Tabii farkındayım. Bilirsin beni, çocuklar küçük olduğu için pek evden çıkamıyorum. Fakat konu komşu evimden eksik olmaz. Geçen hafta adı lazım değil, senin için ileri geri konuştu. Geceleri geç geldiğini, giyim kuşamınla ilgili bir sürü ipe sapa gelmez şeyler söyledi. Tabii ki ağzının payını verdim.”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">“Gördün mü arkadaşım, haksız mıyım? Burası küçük yer, dedikodu da olur, iftira bile atılır. Ben bu zorlukları yaşayacağımı biliyordum. Fakat eşim varken nasıl giyiniyorsam öyle devam ediyorum ve edeceğim de. Mahalle baskısı özellikle küçük yerlerde çok fazla. Ben kendime karşı sorumluyum. Başkaları beni hiç ilgilendirmez.”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Havadan sudan konuşmaya devam ettik ama zihnim bulanmıştı bir kez daha. Arkadaşım geldi diye ne kadar da sevinmiştim oysa. Başım zonklamaya başladı. İlgilenmediğimi söylesem de arkamdan kötü konuşulması moralimi bozmuştu. İnsanlar ne kadar acımasız! Yüzüne gülüp arkadan konuşuyorlar. Yazık, çok yazık!</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Komşum gittikten sonra rutin işlerime devam ettim. Bir yandan da beni mutlu edecek meşguliyetlerin neler olabileceğine kafa yoruyordum. Üç yıldır devam ettiğim ÇYDD’nin Türk Sanat Müziği korosundaki çalışmalarımız ve verdiğimiz konser gözümün önünde canlandı. Aklıma İzmit’teki Türk Sanat Müziği korolarından gelen kolist olma teklifi düştü. Telefona sarıldım. Kocaeli Büyükşehir ve Kültür Müdürlüğü TSM korosuna katılma kararımı ilettim. Olumlu yanıt alınca da içim rahatladı. Akşam yemeğimi yedikten sonra öğretmenlik döneminde yazıp bir dosyaya yerleştirdiğim gençlik ve çocukluk anılarımı sabaha kadar bir bir gözden geçirdim. Yazma işini çok sevdiğimi fark ettim. O halde bu işe ağırlık vermeliydim. Yalnızlık sorunum da ortadan kalkar diye düşündüm. Bir edebiyat öğretmeni olarak elimdeki yazılar hiç de fena sayılmazdı. Zaten altı ay önce katıldığım bir atölyedeki yetkili kişiler yazdığım öyküleri ve şiirleri beğeniyordu. O an kararımı verdim. Dosyayı yetkili kişilere bırakacak ve takip edecektim.</span></p>

<div>
<p style="text-align:justify">***</p>
</div>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Aradan birkaç ay geçmişti. Yaz tatili için dernekten bir arkadaşım beni Ege kıyısındaki yazlığına davet etti. O da yalnızdı. Daveti sevinerek kabul ettim.&nbsp; Bu kararla birlikte yaşamımda art arda olumlu gelişmeler oldu. İki aylık tatilimde hem dinlendim hem de sağlıklı düşünmeye fırsatım oldu. Değişiklik bana iyi gelmişti. Bol bol da kitap okumuştum.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Tatilden döndükten sonra yeni kurulan bir derneğin kurucu başkanı olunca zaman artık bana yetmemeye başladı. Bir etkinlikten diğerine koşturuyor, akşamları da bastıracağım kitapların yazımı ile uğraşıyordum. Haftada üç gün de koro çalışmalarında dinleniyordum.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt">Günlerin değil yılların nasıl geçtiğini anlayamamak ne güzel! &nbsp;Önce altı çocuk kitabı ve iki gençlik serisinin ardından ilk romanıma gelmişti sıra. Aylardır romanımı elime almayı bekliyordum. Matbaayla görüştüm. Kitabın baskıda olduğunu öğrenince yeniden doğduğumu hissettim. Zorluklarla baş edince önüme durmadan güzellikler çıkmaya başlamıştı. Tıpkı bir oyun kahramanı gibi düşüp kalkmış ama sonunda bir sürü şey kazanmıştım. En önemlisi de güçlenmiştim. Sahiden yaşam bir oyun muydu, biz de bu oyunun kahramanları mıydık?</span></p>

<p style="text-align:right">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; GÜLSEREN DELİBAŞ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jun 2022 12:40:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniulus.com.tr/images/kullanicilar/2022/03/gulseren-delibas-1647444166.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AH O ESKİ İZMİT SAHİLLERİ</title>
                <category>Gülseren DELİBAŞ</category>
                <link>https://www.yeniulus.com.tr/makale/ah-o-eski-izmit-sahilleri-7</link>
                <author>gulserendelibas@gmail.com (Gülseren DELİBAŞ)</author>
                <guid>https://www.yeniulus.com.tr/makale/ah-o-eski-izmit-sahilleri-7</guid>
                <description><![CDATA[AH O ESKİ İZMİT SAHİLLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">AH O ESKİ İZMİT SAHİLLERİ</span></span></strong></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bilir misiniz o eski İzmit sahillerini? 1960-1975'li yıllar… Ben çok iyi anımsıyorum. İzmit’te doğmadım fakat çocukluğumdan itibaren burada yaşadım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">O yıllarda İzmit şimdiki gibi kalabalık değildi. Sahiller İzmit’in incisiydi. Deniz öyle berraktı ki balıkları rahatlıkla izlerdik. Balıkçı motorları, vapurlar ve kayıklarla yapılan gezintiler göz doldururdu. Sahillerde kurulu fabrikalar sayılıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İzmit'in o güzel zamanları yaşanırken henüz on iki yaşında ve Kozluk Mahallesinin Orduevi’ne yakın bir sokakta oturan beş çocuklu memur ailesinin bir ferdiydim. Ailemin ikinci çocuğuydum. Benden bir buçuk yaş büyük olan ablamla çok iyi anlaşır ve her sırrımızı paylaşırdık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Okullar tatil olmuş, biz çocuklar da dört gözle beklediğimiz özgürlüğe kavuşmuştuk. Günlerden cumartesiydi. Her cumartesi üç ders yapardık. Karne günü olduğu için öğretmen karnelerimizi verdi ve vedalaştık. Ablam üzgün bir şekilde yanıma geldi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Fransızcadan ikmale kalmışım.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Bense sınıfımı geçmiştim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Abla niye üzülüyorsun ki? Sadece bir tek dersten ikmale kalmışsın. Tek ikmale kalan sen değilsindir!” dedikten sonra sarıldım. “Hadi asma suratını. Babam dün ne demişti anımsıyor musun?”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ablam hafifçe gülümsedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Eve geldiğimizde annem, kucağında bir yaşındaki kız kardeşim Gülay; iki yanında da Gökhan ve Gürkan ile bizi kapıda karşıladı. Gürkan on yaşında dördüncü sınıfa gidiyordu. Gökhan ise beş yaşındaydı. Ablam karnesini anneme uzatırken ağlamaya başladı. Okuma bilmeyen annem, ablamın saçlarını okşarken: “Fransızcadan kaldın değil mi?” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ablam çok şaşırmıştı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Nerden biliyorsun anne?”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Karne parasını ödemek için uğradığımda öğretmenlerinizle görüştüm. Fransızca öğretmenin bana ‘Sınıfın yarısı Fransızcadan ikmale kalacak, senin kızın da onların arasında. Tatilde çok çalışsın,’ demişti.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Gürkan, ablamın ellerini tuttu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Bak, ben ağlıyor muyum? Benim de matematiğim zayıf. Çalışır, kurtarırız.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Annem ablamı ve beni yanaklarımızdan öptü. Beni öperken sessizce: “Aferin benim kızıma.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ablamla üzerimizi değiştirdikten sonra mutfağa geçtik. Annemin hazırladığı yemekleri yedikten sonra yarın için hazırlığa başladık. Kap kacakları bir sepete yerleştirdik. Sofra bezi, elbezi ve sabunu da unutmadık. Oturmak için de iki kilimi fileye koyduk. Çünkü hem piknik yapacak hem de denize girecektik. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Akşam babam eve geldiğinde, karneleri gözden geçirdikten sonra: “Aferin Gülseren, sen bu yaz rahatsın. Bol bol dinlenebilirsin. Ama Gülen ve Gürkan zayıf derslerine her gün birer saat çalışmak zorundalar. Ayrıca hepiniz tatilde birer saat kitap okuyacaksınız, aksatmak yok. Annenizden her gün haberinizi alacağım. Anlaşıldı değil mi?” dedi. Hepimiz başımızı salladık. Ardından “Yarın biliyorsunuz bu yılın ilk deniz yolculuğu başlayacak. Biletlerimizi aldım. Sabah 8'de iskelede olacağız. Erken yatmanızı istiyorum. Bu yıl tatil süresince bir sorun yaşamazsak her hafta sonu sizi İzmit’in değişik sahillerine götürmeyi düşünüyorum. Burada denize girilecek pek yer yok. SEKA Kâğıt Fabrikası sahil boyunca uzanmış. İş arkadaşlarımdan bilgi aldım. Karşı sahillerin sakin olduğunu söylediler. Halıdere, Değirmendere, Ulaşlı, Ereğli ve Karamürsel sahilleri çok güzelmiş. Yarın Ereğli’den başlayalım. Haftaya da Değirmendere’ye gideriz.&nbsp; En çok beğendiğimiz yere daha sık gideriz. Nasıl olsa her hafta sonu gideceğiz.” dedi ve anneme dönüp neler hazırladığını sordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Annem: “İçli köfte, su böreği, patates salatası…” diye saymaya başladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Yarın seni orada dinlendireceğim hanım. Çok yorulmuş olmalısın.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Gülay’ın ağlama sesi geliyordu. Babam “Kızım Gülen, Gülay uyandı, getir bana da azıcık seveyim onu.” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ablam koşa koşa kardeşimizi beşikten alıp getirdi. Babam çocuklarını çok seviyordu. Gülay babamın kucağına gelince sustu. Gökhan da babamın yanına gitti, ayaklarına sarıldı. Babam kıskandığını anladı. Gülay’ı Gülen’in kucağına verdi. Gökhan’ı kendine doğru çekti:</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Söyle bakayım, bugün neler yaptın? Bisikletinle gezdin mi?”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Gezdim baba, arkadaşım Müjgan’ı da gezdirdim. Top da oynadım arkadaşlarımla.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Gürkan elinde bir su bidonuyla babamın yanında bitiverdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Baba, bak ben de çene suyumuz bitmişti. İstasyondan gidip doldurdum.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Babam iki oğlunu da kucakladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Aferin benim yavrularıma. Sizler benim neşe kaynağımsınız. Hadi o zaman, bir bardak getir de şu çene suyunu kana kana içeyim.” dedi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Annem o ara sofrayı hazırlıyordu. Ben de ona yardım ettim. Hepimiz yer sofrasının etrafına bağdaş kurup oturduk. Neşeli bir akşam yemeğinden sonra çaylar içildi. Biz çocuklar erkenden uyuduk.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sabahın erken saatlerinde yola düşmüştük. Ev ile vapur iskelesi arası yürüyerek yirmi dakika sürüyordu. Hepimizin elinde birer file ve çanta vardı. Tüpü ve çaydanlık takımını babam taşıyordu. Annem kucağında Gülay'la birlikte Gökhan’ın elini sıkı sıkı tutuyordu. Çünkü kardeşim Gökhan çok hareketliydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">***</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bizim sokak; benim adımlarımla 162 adımdı. Okula gidip gelirken defalarca saymıştım. Sokağın bitiminde on sekiz basamaklı bir merdiven vardı. Her gün bu merdivenleri inip çıkardık. Dar bir kaldırım üzerinde Orduevi’nin durağı vardı. Okulumuz da anayolun karşısındaydı. Bizi hep trafik polisi karşıya geçirirdi. İstanbul’a giden arabalar bu yoldan geçerdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Okulumuzda ikili öğretim vardı. Sabahtan ilkokullar; öğleden sonra da ortaokullar öğrenim görürdü. Zaten okulların adları da değişikti. Necatibey İlkokulu ve İnkılâp Ortaokulu. Ortaokul binasının inşaatının başladığını duyunca sevinmiştik. Çünkü bodrum katındaki sınıflar çok basıktı ve rutubet kokuyordu. Okula giderken taktığımız kasketleri sınıfa girdiğimizde duvardaki askılığa asardık. Duvar nemli olduğundan eve gittiğimizde kasketlerimizi havalandırmak zorunda kalırdık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Okulumuzun sağında SEKA Cami, solunda yetiştirme yurdu vardı. Arkasında ise SEKA Kâğıt Fabrikası başlıyordu. Çok büyük bir fabrikaydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Fabrikanın başlangıcında SEKA sineması ve kooperatifi bulunuyordu. Babam bizi hafta sonları sinemaya götürürdü. Aylık alışverişlerimizi de bu kooperatiften yapardık. SEKA Fabrikası; lojmanlarıyla birlikte sahil şeridini alabildiğine kaplıyordu. İzmitlilerin ekmek kapısı dedikleri bu fabrikanın kötü bir huyu vardı. Günün belirli saatlerinde o kadar berbat bir koku salıyordu ki civarda bulunan evler kokuyu alır almaz pencerelerini sıkı sıkıya kapatırlardı. Derince’deki ilkokul öğretmenim Zebure Cura, beşinci sınıftayken fabrikayı tanıtmak için bizi getirmişti. İşte o zaman da bu koku salınmıştı. Burnumuzu mendilimizle kapatmıştık. Fakat kâğıdın yapılma aşamalarını gördükçe şaşkınlığımız artmış, kokuyu da unutmuştuk. En çok ilgimizi çeken deniz suyunun kanallarla getirilip içine ağaç tomruklarının konarak kabuklarının soyulması için bekletilme aşamasıydı. Sonra bu tomruklar makinelerle parçalanıyor daha sonra da öğütülüp pişiriliyordu. Fabrikayı gezerken çok yorulmuştuk lakin kitap ve defterlerimizin öyküsü biz çocukları büyülemişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ana yola gelince alt geçide kadar kaldırımdan yürüdük. Hemen hemen 50-60 adımı buluyordu. Alt geçidi geçince deniz kenarına yakın SEKA İlkokulu görünüyordu. Okuldan iskeleye yürüme on dakika sürüyordu. Ben bu yolu çok seviyordum. Çünkü demiryolu buradan geçiyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çan çanlar kapalı olunca sevincime diyecek yoktu. Tren geçerken izlemeyi çok severdim. Tren yolunun İzmit’in çarşısından geçmesi biz çocukların eğlencesiydi. Hep el sallardık tren geçerken.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">***</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Vapur iskeleye yanaşmış, yolcularını almaya başlamıştı. Hoplaya zıplaya vapura bindik. Malzemelerimizi oturduğumuz tahta bankların yan tarafına yerleştirdik. Annem birinci katta, kapalı yerde küçük kardeşimle oturdu. Biz hava güzel olduğu için vapurun üst katında olan terasa çıktık. Fakat vapurun en güzel yeri alt kattaki balkonlardı. Halk bu balkonlarda oturmak için erken gelirdi. Balıkları ve martıları buradan izlemenin tadı bir başkaydı. Yolculuk bir buçuk saat sürüyordu. Vapur kampanasını çaldı ve hareket etti. Hem sohbet ediyor hem de balıkları, martıları ve çevremizi seyrediyorduk.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Vapur her iskeleye yanaştığında binenler kadar inenler de oluyordu. Nihayet Ereğli'ye gelmiştik. Ereğli sakinleri kumlara serilmiş güneşleniyorlardı. Babamın uygun bir yer araması nedeni ile on dakika yürüdük. Sonunda ağaç altında sakin bir yer bulduk. Babam başımızdaydı, hava sıcaktı ama denize ilk girişte üşüdük. Öğlene kadar denizden çıkmadık. Öğlen hep birlikte annemin kurduğu sofrada karnımızı doyurduk. Babamla annem denize girince de Gülay ve Gökhan ile ablam ilgilendi. Ben de sofrayı topladım. Gürkan ise bir arkadaş bulmuş hem güneşleniyor hem de kumda mile oynuyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ben, annem ve babamı görebiliyordum. Denizden çıktıklarında babam annemi kuma gömdü. Annemin birkaç senedir beli ağrıyordu. Doktor deniz ve kum önermişti. Derince’de otururken de Ahmetağa sahiline her gidişimizde babam annemi kuma gömerdi. Biz annemin bu durumuna hep gülerdik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kardeşim kendisine masal anlatmamı istedi benden. Masalın sonuna yaklaşmıştım ki denizden çığlıklar, bağrışmalar duyunca Gökhan’ın elinden tutup kalabalığa doğru ilerledim. Bir kadın elbiseleriyle kendini denize attı, bir yandan bağırıyordu: “Oğlum boğuluyor, ne olur kurtarın!”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Benim yaşlarımdaki bir kız da “Allah rızası için, yardım edin! Kurtarın kardeşimi! diye yalvarıyordu. Birden yirmi yaşlarında bir abi denize atladı. Hızlıca yüzerek suda çırpınan çocuğun yanına vardı. Onu suyun yüzünde tutarak kıyıya kadar getirdi. Orada bulunan herkes, abiyi alkışlamıştı. Babam da alkışlayanlar arasındaydı. Çocuğu kuma yatırıp suni teneffüs yaptılar. Çocuk yuttuğu suları tükürdü. Kendine gelmeye çalışırken çocuğun annesi ve ablası abiye teşekkür ettiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yaşanan bu tatsız olayı atlattıktan sonra yeniden eğlenmeye başladık. Hatta o boğulan çocuğu da kumda mile oynayan çocuklar, biraz moral kazansın diye oyunlarına davet etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Güneş batmadan akşam yemeğimizi yiyip çantalarımızı hazırladık. Vapur kampanasını çaldığında biz çoktan yerleşmiştik bile. Hepimizin yanakları pembeleşmiş, gözlerimiz canlanmış, mutluluktan uçuyorduk.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">***</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Aradan geçen yıllar çocukluğumun geçtiği Orduevi civarındaki yapıları da değiştirdi. SEKA Fabrikasının kapanması İzmit halkını derinden yaraladı. Kapanmaması için sendikalar, dernekler, bazı partiler ve basın kuruluşları büyük bir mücadele verdi. Fabrikadaki eskiyen makinaların yenilenmesi önerildi. Ne yazık ki yetmedi. Şimdi düşünüyorum da belki halk da mücadeleye katılsa, fabrikasına sahip çıksaydı kapanmayacaktı. Fabrikanın yerine SEKA Müzesi ve Kültür Dernekleri kuruldu. Sahil şeridi kafe, lokanta, çocuk parkı ve piknik alanlarıyla donandı. Eski Necatibey İlkokulu yıkıldı yerine Öğretmen Evi kuruldu. SEKA İlkokulu ve SEKA Camisi yıkılıp yerine Nuh Çimento fabrikasının katkılarıyla yenileri yapıldı. Tren yolu şehrin içinden alınıp sahile taşındı. Bunlar doğal değişimler. Bir düşünürün dediği şu söze katılıyorum:</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“HER GÜN DEĞİŞİYORUZ, DÜŞÜNCELERİMİZ VE ESERLERİMİZ NASIL AYNI KALABİLİR?”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Fakat 1961’den beri Kocaeli’nde yaşayan ve kırk yıllık görevini İzmit’in çeşitli okullarında yapan bir öğretmen olarak içim acıyor. Cumhuriyet döneminde açılan fabrikalar kapanmamalıydı, yenilenebilirdi diye düşünüyorum. Çok yazık oldu.</span></span></p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">GÜLSEREN DELİBAŞ</span></span></p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jun 2022 17:44:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniulus.com.tr/images/kullanicilar/2022/03/gulseren-delibas-1647444166.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kar Yangını</title>
                <category>Gülseren DELİBAŞ</category>
                <link>https://www.yeniulus.com.tr/makale/kar-yangini-5</link>
                <author>gulserendelibas@gmail.com (Gülseren DELİBAŞ)</author>
                <guid>https://www.yeniulus.com.tr/makale/kar-yangini-5</guid>
                <description><![CDATA[Kar Yangını]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:22.0pt">kar yangını</span></strong></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:14.0pt">karlı bir gecede</span></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:14.0pt">düştüm karanlık yollara</span></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:14.0pt">yüreğimde kar yangını</span></strong></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:14.0pt">o sokak senin</span></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:14.0pt">bu sokak benim</span></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:14.0pt">aradım durdum</span></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:14.0pt">ta ki kayan yıldız</span></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:14.0pt">seni bana getirene kadar</span></strong></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:18.6667px">Gülseren Delibaş</span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Mar 2022 17:34:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniulus.com.tr/images/kullanicilar/2022/03/gulseren-delibas-1647444166.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cevap Önemli</title>
                <category>Gülseren DELİBAŞ</category>
                <link>https://www.yeniulus.com.tr/makale/cevap-onemli-4</link>
                <author>gulserendelibas@gmail.com (Gülseren DELİBAŞ)</author>
                <guid>https://www.yeniulus.com.tr/makale/cevap-onemli-4</guid>
                <description><![CDATA[Cevap Önemli]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Biliyorsunuz en müzmin hastalıklarımızdan bir tanesi de bencilliktir. Bu yüzden çoğu zaman nefsimizin esiri olmaktan kurtulamayıp zor durumlara düştüğümüz olmuştur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bunun en bariz göstergesi de paylaşım denen hasletimizin gittikçe kaybolmaya yüz tutmasıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Çoğu zaman şikâyet de etsek, her lafı geldiğinde olmaması gerektiğini de söylesek, hatta çocuklarımıza bunun iyi bir şey olmadığını nasihat de etsek maalesef sonuç değişmiyor. İşin garibi genellikle farkına varmadan ve gayri ihtiyarı düşüyoruz bu duruma.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hâlbuki aile ortamından tutun da toplum hayatımıza kadar her ortamda bu hastalığı yenme ve nefsimiz alt etme konusunda samimi olarak gerekli çabayı göstersek inanın her şey daha farklı olacak. Aslında bu konuda fazla bir şey söylenmesine gerek yok bence. Çünkü işin söz kısmını, yani nasihat kısmını çok iyi yapıyoruz. Ama bunu bir türlü özümüze uygulayamıyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Neyse lafı fazla uzatmadan bu konuya güzel örnek bir yazıyı paylaşayım sizlerle. Bildiğiniz gibi böylesi öykü ve kıssalar bazen sayfalar dolusu yazıdan daha etkili olabiliyorlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ben de okuduğumda hoşuma giden yazıyı sizlerle paylaşayım dedim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Saygın bir firmada yönetim, ise girmek isteyenlere bir soru sormuş ve soruya en uygun cevabı veren kişiyi ise almışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu soruda doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok, sadece düşünce sistemi önemli.<br />
Soru şu:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Karanlık yağmurlu bir gece, yağmur yağıyor, fırtına var, gök gürlüyor ve siz sabaha karşı 02.00' de tek basınıza ıssız bir yolda araba ile gitmektesiniz. Arabanız iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında 3 kişi bekliyor. Birincisi bir doktor, sizi daha önce geçirdiğiniz kalp krizinden kurtarmış. İkinci kişi, çok yaslı ve hasta neredeyse ölmek üzere olan birisi. Üçüncüsü, hayatınızın rüyası, her zaman tanışmak için can attığınız birisi. Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kişiye yer var. Böyle bir durumda ne yapardınız?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Soruyu iyice düşünün ve en iyi cevabı verin.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Görüşmecilerden bazılarının cevabı söyle olmuş:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">A. Hasta adamı en yakın hastaneye götürürdüm</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">B. Doktor daha önce hayatımı kurtardığına göre onu alırdım</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">C. Manen düşünürsem tabi ki hasta adamı alırdım, fakat kendi geleceğim ve hayatım için, her zaman tanışmak istediğim, hayatımın rüyasını alırdım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Burada doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok. Sadece her bir kişinin durumu algılayışı ve ele alışı var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu görüşmede cevapların % 90' i "yaşlı adamı alırdım" olmuş, olmuş;&nbsp; ama sadece bir kişiyi işe almışlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">O kişinin cevabı acaba nasılmış?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">(Biraz düşünün ve sonra devamını okuyun.)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Arabadan inip anahtarı doktora veririm, doktor benim hayatımı kurtardığı gibi yaşlı kişiyi de hastaneye yetiştirip iyileştirebilir. Böylece ben de hayatımın insanıyla otobüs durağında baş başa kalıp onu tanıma fırsatını elde edebilirim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu cevapla o kişi hemen ise alınmış.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">İnsanoğlu tabii olarak bencildir, bütün verilen diğer cevaplarda kimse arabasını vermeyi akıl edememiş.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Mar 2022 18:26:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniulus.com.tr/images/kullanicilar/2022/03/gulseren-delibas-1647444166.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doğaya İhanet Edenler</title>
                <category>Gülseren DELİBAŞ</category>
                <link>https://www.yeniulus.com.tr/makale/dogaya-ihanet-edenler-3</link>
                <author>gulserendelibas@gmail.com (Gülseren DELİBAŞ)</author>
                <guid>https://www.yeniulus.com.tr/makale/dogaya-ihanet-edenler-3</guid>
                <description><![CDATA[Doğaya İhanet Edenler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Seyahat ederken yol kenarlarındaki manzara size de korkunç geliyor değil mi? Seyir halindeki arabaların camlarından atılan izmaritler, pet ve cam şişeler, teneke kutular, sigara kutuları ve daha neler neler… Sadece kendimizi değil tüm canlıları tehlikeye atıyoruz. Denizlerden araba lastiğinden tutun da yenilen-içilen şeylerin paketleri ve sayısız naylon poşet çıkartılıyor. Özellikle de pet şişelerin ve plastik poşetlerin hem karada hem denizde yarattığı katliamı bilmeyen yoktur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Yapılan bilimsel araştırmalar incelendiğinde; plastik poşetlerin doğaya bırakılmasından en az 1000 yıl sonra bu ürünlerin tamamen çözülmesi gerçekleşiyor. Aynı şekilde plastik tabakların çözülmesi için 500 yıl, pet şişeler için de 400 yıl gibi süreçler gerekmektedir. Gelecek kuşaklar ne büyük tehlike altında!</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Doğanın hediye ettiği yeşilin içinde bu yabancı atıkları görmek çok acı! Bu çöpler tüm canlılığa yapılan bir saygısızlık değil de nedir? Toplum olarak doğaya yaptığımız saygısızlıklar beni daima düşündürüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Cennet diyarı bir ülkede yaşamanın huzuru, mutluluğu ve sevinci bir başkadır fakat bu ülkenin kıymetini ne kadar biliyoruz? Doğa güzellikleri açısından yabancı turistlerin ilgi odağı olan Türkiye’miz için gerçekten elimizden geleni yapıyor muyuz? Halkımızın tamamı elbette suçlu değil. Sorumluluk taşıyan, doğaya âşık, elindeki küçük bir şeker kâğıdını cebinde tutan ve çevredeki çöp yığınlarını gördüğünde yüreği sızlayan insanlarımız da var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Gelişmiş ülkelerde doğaya sahip çıkma sorumluluğu ve bilinci yerleşmiştir. Devleti yönetenler sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içerisinde çalışır, projeler hazırlar ve yaşama geçirirler. Burada devletin denetim mekanizması da devreye girdiği için kuralları ihlal edenlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Kuralları çiğneyenler çok büyük para cezaları ödemek zorunda kalacaklarını bilirler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Doğaya duyarlılığın kültür seviyesiyle bağlantısı var gibi. Kültür seviyesinin yüksek olması da alınan eğitimin yaşama geçmesiyle ilintili. Burada ilk görev aileye, daha sonra okullara, son olarak da devlete düşüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bazı belediyelerin hazırladıkları başarılı projeleri yaşama geçirdiklerine tanık oluyor ve seviniyoruz. Fakat yeterli değil.&nbsp; Ne zaman ki ülkenin dört bir tarafında eğitim ve kültür seviyesi yükselir; ülkeyi yönetenler valisiyle, belediye başkanıyla ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışmaya başlar, projeler üretirler işte o zaman işler rayına oturmaya başlayacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ülkemizde yaşayan her yurttaşın, doğaya borcu olduğunu unutmaması gerekir. Üç tarafı denizlerle çevrili, bereketli toprakları olan, her bir köşesi tarih kokan bu cennet vatana sahip çıkmak, onu gelecek kuşaklara tertemiz doğasıyla emanet etmek en büyük görevimiz olmalıdır. Harekete geçme zamanı geldi de geçiyor bile. Ne dersiniz?</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Mar 2022 18:24:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniulus.com.tr/images/kullanicilar/2022/03/gulseren-delibas-1647444166.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Magazinin Yükselişi</title>
                <category>Gülseren DELİBAŞ</category>
                <link>https://www.yeniulus.com.tr/makale/magazinin-yukselisi-2</link>
                <author>gulserendelibas@gmail.com (Gülseren DELİBAŞ)</author>
                <guid>https://www.yeniulus.com.tr/makale/magazinin-yukselisi-2</guid>
                <description><![CDATA[Magazinin Yükselişi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Magazin, ülkemizde Meşrutiyetle birlikte kendine yer bulmuştur. Cumhuriyetle beraber kültür, sanat ve spor alanları da magazin kapsamına girmiştir. Diğer taraftan Türk sinemasının gelişmesi de magazin dünyasının gelişmesini beslemiştir. Türk dizileri hâlen dünyada en çok izlenen dizilerdir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Genellikle eğlence, spor ve sanat dünyasında tanınmış kişilerin sosyal ilişkileri, davranışları,&nbsp;içinde bulundukları çevre merak konusudur. Halkın büyük bir oranı bu alandaki bol resimli güncel haberleri takip etmekten büyük keyif almaktadır. Ayrıca gençlerin beğendiği, örnek aldığı kişilerle ilgili merak ettiği sorular, magazin dünyası tarafından cevaplanmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">İnternet, hayatımıza girmeden önce magazin dergileri ve gazeteleri revaçta iken günümüzde elektronik paylaşımlar ön plana çıkmıştır. Medya çağı olarak tanımlayabileceğimiz şu zamanların zdoğal sonucu olan yeni magazin haberciliği; yazılı, işitsel ve görsel alanda zengin haber içeriğinin&nbsp;üretildiği alan olmuştur. Magazin siteleri hem televizyon ve radyo hem de dergi ve gazetelerin ürettiği<strong> magazin </strong>haberlerinin tek kaynaktan daha fazla içerikle paylaşılmasını sağlamıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Yazılı ve görsel medyada magazin haberlerinin ön plana çıkması ve internet üzerinden de sürdürülebilmesi takip edenlerin sayısında patlama yaratmıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Yapılan araştırmalar magazin haberlerinin büyük kitleler tarafından izlendiğini ortaya koymaktadır. Bu habercilik çeşidi kamuoyu ilgisinden dolayı medya kuruluşlarının en çok uyguladıkları habercilik türleri arasında yer almaktadır. Bir yandan istenilen bilgiye ulaşılırken diğer yandan soluklanma olarak düşünebiliriz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sonuç olarak magazin haberleri ülkemizdeki yoğun sorunlardan ve gelecek kaygılarından uzaklaşma aracı olarak imdada yetişiyor. Magazin haberciliğinin bireylerin özel yaşamına saygı gösteren bir çerçevede ele alınarak işlenmesi son derece önemlidir. Aksi takdirde birileri hayata mola vermiş olurken habere konu olan kişi üzüntü duyar. Bu da magazinin asıl amacından sapmasına neden olur. Magazinin amacını; <strong>EĞLENDİRİRKEN BİLGİ VERMEK, BİLGİ VERİRKEN EĞLENDİRMEK</strong> olarak özetleyebiliriz.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Mar 2022 18:23:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniulus.com.tr/images/kullanicilar/2022/03/gulseren-delibas-1647444166.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yol Haritası</title>
                <category>Gülseren DELİBAŞ</category>
                <link>https://www.yeniulus.com.tr/makale/yol-haritasi-1</link>
                <author>gulserendelibas@gmail.com (Gülseren DELİBAŞ)</author>
                <guid>https://www.yeniulus.com.tr/makale/yol-haritasi-1</guid>
                <description><![CDATA[Yol Haritası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kitap okumayı;</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"> çocuk ve gençlere yol haritası olarak sunan, yönlendiren, olanaklar sağlayan toplumlar geleceklerini güvence altına almış olurlar.Bu açıdan bakıldığında Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıklarına ve de aile bireylerine önemli görevler düşmektedir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Günümüzde <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">öğrenci</span></strong>lerimizin çeşitli kanallardan bilgilere ulaşması mümkün olabilmektedir. Bilgisayarbaşta olmak üzere, televizyon ve benzeri araçlardan yararlanmaktalar. Bu da kitaba olan ilginin azalmasına neden olmuştur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Henüz küçük yaştan itibaren <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">çocuk</span></strong>larımızın hayal dünyasını geliştirecek resimli masal, hikâye, bilmece ve fıkralar okunarak onlara okuma isteği ve sevgisi kazandırılabilir.Bu konuda öğretmenlere ve eğitimcilere büyük görevler düşmektedir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">1997-1998 <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">öğretim</span></strong> yılında bir derginin önderliğinde hazırlanan “<strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ayda Bir Kitap Okuma</span></strong>” projesinin <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Milli Eğitim Bakanlığı</span></strong>&nbsp;tarafından uygulamaya konulması ilk ve ortaöğretim öğrencileri için çok yararlı olmuştur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Diğer bir proje de yazar-öğrenci buluşmalarıdır.Özel okullarbu tür etkinliklere özen gösterirken devlet okullarında ne yazık ki ihmal edilmektedir. Yapılan araştırmalar;çocukların yazarladiyalog kurmasının,okuma sevgisini pekiştirdiğini ve yazma yetisini geliştirdiğini göstermektedir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Unutulmamalıdır ki çocuklar yaşayarak,görerek,yazarak ve çizerek öğrendiklerini yaşam boyu unutmazlar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">İlkokullarda sınıf kitaplığı uygulamasının başarı ile sürdürülmesi okul-aile işbirliği ile sağlanabilirken benzer uygulamayı ne yazık ki ortaöğretimde gözlemek olası değildir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kütüphane</span></span></strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"> sayısının azlığı ve dağılımı ülkemiz açısından oldukça üzücüdür. Gelişmiş ülkelerde hemen&nbsp; hemen her mahallede bir kütüphane bulunmaktadır. Bu kütüphaneden yararlanan sayısız öğrenci olduğu bir gerçektir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ülkelerin milli eğitim politikaları öğrencilerin kitap okumaya, sorgulamaya, araştırmaya yönlendirdiği ölçüde doğru bir yol haritası çizilmiş olur.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Mar 2022 18:22:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.yeniulus.com.tr/images/kullanicilar/2022/03/gulseren-delibas-1647444166.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
