Seyahat ederken yol kenarlarındaki manzara size de korkunç geliyor değil mi? Seyir halindeki arabaların camlarından atılan izmaritler, pet ve cam şişeler, teneke kutular, sigara kutuları ve daha neler neler… Sadece kendimizi değil tüm canlıları tehlikeye atıyoruz. Denizlerden araba lastiğinden tutun da yenilen-içilen şeylerin paketleri ve sayısız naylon poşet çıkartılıyor. Özellikle de pet şişelerin ve plastik poşetlerin hem karada hem denizde yarattığı katliamı bilmeyen yoktur.
Yapılan bilimsel araştırmalar incelendiğinde; plastik poşetlerin doğaya bırakılmasından en az 1000 yıl sonra bu ürünlerin tamamen çözülmesi gerçekleşiyor. Aynı şekilde plastik tabakların çözülmesi için 500 yıl, pet şişeler için de 400 yıl gibi süreçler gerekmektedir. Gelecek kuşaklar ne büyük tehlike altında!
Doğanın hediye ettiği yeşilin içinde bu yabancı atıkları görmek çok acı! Bu çöpler tüm canlılığa yapılan bir saygısızlık değil de nedir? Toplum olarak doğaya yaptığımız saygısızlıklar beni daima düşündürüyor.
Cennet diyarı bir ülkede yaşamanın huzuru, mutluluğu ve sevinci bir başkadır fakat bu ülkenin kıymetini ne kadar biliyoruz? Doğa güzellikleri açısından yabancı turistlerin ilgi odağı olan Türkiye’miz için gerçekten elimizden geleni yapıyor muyuz? Halkımızın tamamı elbette suçlu değil. Sorumluluk taşıyan, doğaya âşık, elindeki küçük bir şeker kâğıdını cebinde tutan ve çevredeki çöp yığınlarını gördüğünde yüreği sızlayan insanlarımız da var.
Gelişmiş ülkelerde doğaya sahip çıkma sorumluluğu ve bilinci yerleşmiştir. Devleti yönetenler sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içerisinde çalışır, projeler hazırlar ve yaşama geçirirler. Burada devletin denetim mekanizması da devreye girdiği için kuralları ihlal edenlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Kuralları çiğneyenler çok büyük para cezaları ödemek zorunda kalacaklarını bilirler.
Doğaya duyarlılığın kültür seviyesiyle bağlantısı var gibi. Kültür seviyesinin yüksek olması da alınan eğitimin yaşama geçmesiyle ilintili. Burada ilk görev aileye, daha sonra okullara, son olarak da devlete düşüyor.
Bazı belediyelerin hazırladıkları başarılı projeleri yaşama geçirdiklerine tanık oluyor ve seviniyoruz. Fakat yeterli değil. Ne zaman ki ülkenin dört bir tarafında eğitim ve kültür seviyesi yükselir; ülkeyi yönetenler valisiyle, belediye başkanıyla ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışmaya başlar, projeler üretirler işte o zaman işler rayına oturmaya başlayacaktır.
Ülkemizde yaşayan her yurttaşın, doğaya borcu olduğunu unutmaması gerekir. Üç tarafı denizlerle çevrili, bereketli toprakları olan, her bir köşesi tarih kokan bu cennet vatana sahip çıkmak, onu gelecek kuşaklara tertemiz doğasıyla emanet etmek en büyük görevimiz olmalıdır. Harekete geçme zamanı geldi de geçiyor bile. Ne dersiniz?

Yorum Yazın